:::: MENU ::::
Kitaplar’dan…

Prens – Niccolò Machiavelli

Rahip kitabını okurken, en hoşuma giden tespitin “Amr b. Âs’ın Makyavelli tarafından tanınsaydı bir üstad olarak kabul edileceği” görüşünden sonra uzun süredir duyduğum ama hakkında çok bilgi sahibi olmadığım Makyavelist düşünce ve Makyavelli’nin fikirlerini incelemek istedim. Bu doğrultuda en meşhur eseri olan Prens’i en kısa sürede edinmem gerektiğini aklıma yazdım, edindim ve okudum.

Niccolò Machiavelli’nin yazdığı Prens (Il Principe) kitabı Nevin YENİ tarafından çevrilmiş. Alfa yayınları tarafından basılan eserin 2.baskısını okudum.

Makyavelli girişte açık açık şunu ifade ederek konuya başlıyor. Beni bağlayan din, erdem, ahlak, vicdan gibi olgular yok. Benim bu eserde anlattığım şey bir prensin nasıl daha uzun süre iktidar kalması sağlanabilir. Benim analizlerimi iyi inceler, talihte sizden yana olursa hükumetiniz uzun sürer, aksi halde verdiğim bir çok örnekteki gibi tahtınız ve tacınız elinizden gider.

Makyavelli, Prens isimli eserini dönemin prenslerinden birisine hediye olarak göndermiştir. Bu hediyenin önsözünde ise “halkın tabiatını anlamak için prens, prensin tabiatını anlamak için halk olmak gerekir” sözüyle bu eseri yazmasının temel motivasyonunu belirtmiştir.

Kitabı okurken bir çok yerin altını çizmişim, geriye dönüp çizdiğim yerleri okuduğumda bu kadar vicdandan, ahlaktan, insanlıktan uzak sadece iktidarın devamı için vahşice tavsiyeleri bundan 5 asır önce nasıl bir insan bozması vahşi canavar verebilir? Bilmiyorum.

Aslında Makyavelli sıradan bir insan, filozof, yazardı. Sonuçta kendisi prens değildi. Söylediklerinde de çok büyük oranda haklıydı zira görüşlerini destekleyen örnekleri, fikirlerinin doğruluğunu destekler niteliktedir.

Yazım dili çok yalın olan kitabı herkese tavsiye ederim. Özellikle siyaset ve felsefe ile ilgilenenlere.

Not: Altını çizdiğim yerlerle ilgili yorumlar yaparak yazmak istedim fakat çok uzayacağından ve kitabın genel tekrarı olacağından vazgeçtim.

Kitaptaki fikirlerle ilgili sohbet etmek isterseniz, yorum yazın, karşılıklı fikir alışverişi yapalım.


Rahip – İbrahim Hasan Beygi

Rahip isimli roman, İbrahim Hasan Beygi tarafından yazılmış ve Aykut Pazarbaşı tarafından çevrilmiştir. Önsöz Yayıncılık tarafından basılan bu roman, İmam Ali(as) dönemiyle ilgili bilgiler vermektedir.

Bir roman olarak edebi anlatımı yalın gelse de, özellikle İmam Ali(as)’nin ulvi yönetim tarzını yansıtması açısından okunabilecek bir eserdir.

“Amr b. Âs’ın Makyavelli tarafından tanınsaydı bir üstad olarak kabul edileceği” tespiti bile bu kitaptaki en çok hoşuma giden kısımdır.

Kitabın tanıtım yazısı:

Elinizdeki kitap, Moskova’da yaşayan ve eski el yazma eserleri toplayan bir rahibin hikâyesini anlatmaktadır. Rahip, Tacikistanlı bir gençten el yazma bir eser satın almak ister. Fakat bir takım kimseler de Tacikistanlı gencin elinde olan bu el yazmanın peşindedir ve bu nedenle onu öldürürler. Eser rahipte kaldığından şimdi hedef kendisidir.
Rahip iyice araştırdıktan sonra, bu el yazma eserin 7. yüzyılda yaşayan Amr b. Âs adlı bir kişinin hatırası olduğunu anlar. Amr b. Âs bu hatırasında, Muaviye’nin Şam’daki saltanatını İmam Ali’nin hilafeti ile karşılaştırır. Rus rahip bir yandan peşine takılan kaçakçıları atlatmaya çalışırken diğer taraftan da yazma eseri incelemeye koyulur. Ve bu kovalamaca esnasında İmam Ali’nin 5 yıllık adalet hükümetiyle tanışan rahibin düşünsel serüveni başlar…

Yazar romanını kaleme alırken Nehсu’l-Belâğa ve George Jordac’ın yazmış olduğu İmam Ali; İnsanlığın Adalet Sesi adlı kitabı başta olmak üzere konuyla ilgili kaynaklardan istifade etmiştir.
Kitapları İngilizce, Rusça, Arapça gibi çeşitli dillere çevrilen İbrahim Hasan Beygî’nin bu eseri orijinal dilinde birçok baskı yapmıştır.


Çocuk Dünyası – Muhammed Hüseyin Fadlullah

Muhammed Hüseyin Fadlullah tarafından yazılan, daha doğrusu bir soru-cevap şeklinde ilerleyen röportajlar topluluğunun kitaplaştırılmış hali olan bu eseri Emrullah KERSİN çevirmiş olup, Ehl-i Beyt Yayıncılık basmıştır.

7 yaşına kadar oyun, 7-14 arası eğitim, 14-21 arası arkadaşlık safhası olması gerektiğini beyan eden bir hadis-i şerif ile başlayan kitap, Gençlerin Dünyası eseri ile tanımış olduğumuz yazarın, çocuk eğitimi ile ilgili görüşlerini merak edenler için okunması gereken bir kitaptır.

İlk dikkatimi çeken husus, içerisinde bulunulan döneme göre bir eğitim stratejisi seçilmesi gerektiğinin vurgulanmasıdır. Anne ve babalar, kendi yetiştikleri gibi evlatlarını yetiştirmeye kalkarsa aradaki kuşak farkı ve hızla değişen zamanın sonucu olan dünyadaki değişimden dolayı, bu eğitim yaklaşımının başarısız olma ihtimalinin yüksek olduğu belirtilmiş.

İkinci vurgulanan husus ise çocukların, gençlik dönemine geçtikleri andan itibaren gecikmeden evlendirilmeleri gerektiğidir.

Eğitim sırasında baskının rolü ile ilgili de, yerine göre dozunda baskının eğtimin bir parçası olduğu vurgulanmış. Bu görüş ise, el-Mutenebbi‘nin şiiri olan “Kılıç kullanılacak yerde ihsan etmek, ihsan edilecek yerde kılıç kullanmak kadar zararlıdır.” ifadesiyle desteklenmiştir.

“Başkasının fikrine saygı göstermeyen onunla tartışamaz” şeklindeki görüşte çocuğun eğitilirken ön yargılı değil saygılı yetiştirilmesine ışık tutmaktadır.

Bilinçli itaat ve kör itaat kavramlarının, eğitim sürecindeki davranışlara göre çocuğun karakterini etkileyeceği düşünülmektedir. Sorgulayarak, soru sorarak ve sorduğu soruların cevaplarını alarak itaat eden bir çocuk, bilinçli bir şekilde itaat eder. Kör itaat ise güce ve güç sahibine korkudan dolayı ses çıkaramamaktır. Bu çocukluk döneminde geçici bir çözüm olsa da daha sonraki süreçte çocuğa zararlı olacaktır.

Anne ve babanın çocuğuna karşı her zaman haklı olma durumunda olmaması gerektiği (haksız olduğu durumda) izah edilmiştir. Haksız olduğu durumda, -çocuğun anne ve babanın haksızlığını tespit ettiği durumda- anne ve baba gerekli özrü dileyip, izahatı yapmalıdır. Böylece çocuk ne kadar adil ve özgür bir ortamda yetiştiğinin farkına varmalıdır.

Başarısızlık, eğitimle gelen başarısızlık ve aileden gelen(kalıtımla) başarısızlık şeklinde iki kategoriye ayrılmıştır. Aileden gelen başarısızlık az orandayken, eğitimle gelen yani yanlış eğitimle gelen başarısızlık daha çoktur.

Muhammed Hüseyin Fadlullah’ın akılcı bakış açısı ve yaklaşımlarına bir örnek olması açısından, erken uyumanın eski dönemlerde elektrik olmadığından normal olduğunu, şimdilerde ise erken uyumanın anormal olduğunu söylemesi kitabın en dikkat çekici noktalarındandı.

Yine çocuğun maddi olarak her istediğinin anında karşılanıp, şımartılmaması gerekliliği de vurgulanmıştır.

Ev işlerindeki görev paylaşımına da değinen Muhammed Hüseyin Fadlullah, Hz.Ali(as)’nin odun ve su getirdiğini ama çocuklara bakmadığını, Hz. Fatıma(as)’nın ise ekmek yapıp, çocuklara baktığını belirtmiştir. Böylece kadın ve erkeğin fıtri olarak yatkın oldukları işleri yapmaları gerektiği belirtilmiştir.

Tam da bu noktada İslam’ın kız çocuğunun eğitimine engel olmadığını ve kocasının kölesi olmadığı vurgulanmıştır.

Altını çizdiğim, kendimce önemli gördüğüm bazı cümleler:

“Fikri bağımlılık çocuğun aktifliğini dondurur.”
“İslam çocukların zihinsel yapılarına uygun, gelişen araçlara ve yöntemlere dayanan, beyin yıkamaya dayalı olmayıp üretken ve sorgulayıcı akla yönlendiren genel bir eğitim projesi sunar.”
“Anne ve baba çocuklarının kendi kopyaları olmalarını ister, oysa onlar farklı bireylerdir.”


Anlamlı ve Coşkulu Bir Yaşam İçin Savaşçı – Doğan CÜCELOĞLU

anlamli-ve-coskulu-bir-yasam-icin-savasci-dogan-cuceloglu

Yaklaşık 15-20 yıl önceydi, bir ağabeyimin kitaplığında yan yana duran kitapları arasında ismi dikkat çekici olduğu için gözüme çarpmış, zihnime kazınmıştı. “Savaşçı“, Cüceloğlu yazıyordu. Meraklı bir insanımdır ama o kitabı okumak bugünlerde nasip oldu. Yine kitabın sırtından adını okudum sadece “Savaşçı”. Oysa kitabın tam adı “Anlamlı ve Coşkulu Bir Yaşam İçin Savaşçı” idi. Şok oldum çünkü yıllardır isminin bu olduğunu bilmiyordum. İkinci ergenlik dönemimi yaşadığım şu günlerde (bir yerlerde okudum veya duydum veya gördüm tam emin değilim ama insan 30’lu yaşların başında, biraz öncesinde veya biraz sonrasında ikinci bir ergenliğe girer demiş birileri) yeniden hayatın anlamını, anlamımı, kimliğimi, benliğimi sorguladığım şu günlerde okuyalım bakalım dediğim bir eser. Gerçi bu sorgulamanın farkında olan eski ve yeni hayat yoldaşlarımın ortak vurguladığı bir cümle var, “Fazla sorgulama motoru yakma 🙂 ” hem uzaklaşmak istediğim eski çevremin hem de yakınlaşmak istediğim veya çaresizlikten oraya doğru yol aldığım yeni çevrenin ortak mottosunun bu olması aslında çok da fazla uzağa gidemeyeceğimin bir göstergesiydi.

Yaklaşık 400 sayfalık bir yolculuğa çıkmıştık, Doğan Cüceloğlu, Arif Okurer ve ben. Onlar konuşuyordu İstanbul’un çeşitli parklarında, çay ocaklarında, kültür merkezlerinde, sokaklarında bende anlamlı ve coşkulu bir yaşam için bana ne verecek diye okuyordum. Bu süreç yaklaşık 1 ayı buldu, öyle hemen elime alıp bitirmek istemedim, gördükçe, gereksinim hissettikçe okudum. Bazı yerlerin altını çizdim, baktım çizmeye gerek yok, o kısımlar zaten vurgulanmış 🙂 Ama yine de çizdiğim yerler de oldu.

Ne kaldı bana.
İnsan hayatı birey olma ile ait olma arasında süren bir kavga. Savaşçı bu kavgada dengeyi tutturan birey. Kolay mı? Çok zor. İmkansız mı? Zaman alır 🙂 Jandarma / Komando marşına döndü yazı 😀

Kitap 1999 yılında çıkmış, zaten 1999 depremine atıfla bitiyor kitap. Ben Şubat 2004’te Remzi Kitabevi tarafından basılmış olan 16.basımı okudum. Yıl 2017 kaçıncı basımı çıktı, bilmiyorum. Araştırdım, 2016-10-10 tarihinde, 49. Baskısı çıkmış.

Kitap; Arayış, Uyanış, Niyet, Geleceği Yaratmak, Güç, Sorumluluk, Ölüm Bilinci, Değişim, Bitmemiş İşler, Savaşçı Olmak için, Devam Edelim başlıklarıyla 11 bölümde konuyu incelemiş.

“Her bir insanın öyküsünü bilebilmeyi isterdim” demiş, bende de bu düşünce çok uzun süredir var. Hatta cennete gidersem ve böyle bir istek hakkım olursa, bütün insanların hayatlarını braştan sona film gibi izlemek istiyorum diyeceğim. Nasıl olsa zaman bol, umarım gerçekleşir.

“Siz ne kadar değişirseniz, çevreniz o şiddette size direnecektir” demiş, yukarıda kısmen bahsettik. Etkiye tepki galiba.

“Özle ilişkili yaptığınız herşey anlamlı, heyecan verici gelir. Özden kopuk yaptığınız şeyler ise anlamsız ve sıkıcı gelir” demiş bazı yapmam gerektiği belirtilen şeyleri yapamamam bununla alakalı gibime geldi. Birde bir dönem anlamlı ve heyecanlı olan şeylerin bir dönem anlamsız ve sıkıcı olmasının sebebinin özümün değişmesiyle alakalı olduğunu belgelemiş oluyor.

“İnsanların yapılan önerilere eleştirel bakmadan uydukları her yerde trans vardır. Bu anlamda hipnotik ve uyanık durumlar arasında fark yoktur. Eğer bir kişi, başka birinin dediğini süreçlemeden, eleştirmeden olduğu gibi kabul edip yapıyorsa, orada trans vardır. Birinin dediğinden yeteri kadar etkilenerek onun dediğini yapmak hipnozun etkisi altında olmakla aynı şeydir.” (André Muller Weitzenhoffer) diyerek Savaşçı’nın trans halinde olmadığını yaptığı her hareketi bilinçli olarak yaptığını belirtmektedir.

yunus-emre

Gerçek dindarın çıkar bilinci ile hareket etmediği belirtilerek Yunus Emre’nin

“Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni”

dörtlüğü verilmiştir. Bu durum aslında muttakinin yani gerçek takva sahibinin durumunu belirtmektedir. “Muttaki gelene sevinmez, gidene üzülmez.” bunu ilk okuduğumdam beri hala anlayabilmiş değilim, insan nasıl gelene sevinmez, nasıl gidene üzülmez. İşte bunu anlayamadığım için gerçek manada bir muttaki, kitaptaki tarifle bir savaşçı olamıyorum.

“Savaşçı içten değilse hiçbir zaman savaşçı olamaz” diyerek ihlasla amele vurgu yapılmaktadır. Savaşçının egosuyla/nesnel beniyle yani nefsiyle savaştığını belirtilmiştir. En büyük cihadın nefisle cihad olduğu hem Kur’an-ı Kerim’de hem de Peygamber Efendimiz(sav)’in hadislerinde bize ulaşmıştır. Bundan önce okuduğum bazı kitaplardaki nefisle mücadele süreci, savaşçının değişim/dönüşüm süreciyle büyük benzerlik göstermektedir. Burada farklı olan savaşçının bunu ilahi bir emir olduğundan değil de kendi kendine gözleye gözleye bilinçli bir şekilde yapmasıdır. Zaten müslüman bir bireyde sırf emredildiği için ben nefsimle mücadele ediyorum ve ilerleme katediyorum diyemez zira bu iş bilinçle olur.

“Savaşçı ortama getirdiği bilincin derecesinden yüzde yüz sorumluluk almasını bilir. Niyetinin saflığı içinde kendini yüzde yüz ilgilendiği konuya verir. İlgilenmiyorsa, ‘mış gibi’ ilgilenmez. Dürüsttür.” demiş kıvırmak yok, sorumluluk alır, Evet demesi de anlamlıdır, Hayır demesi de anlamlıdır. Kendisi olmayan insanın etkileme gücü de yoktur.

“Ölümün avcılık yaptığı bir dünyada, kuşku ve pişmanlık için zaman yok. Ancak kararlar için zaman var.” (don Juan) Don Juan kitaptaki öğretilen esas sahibi, bir Kızılderili bilge kişi. Carlos Castaneda, Don Juan’ın öğretileriyle ilgili 8 kitap yazmış. Doğan Cüceloğlu bu kitaplardan edindiği tecrübeyi Savaşçı’da anlatmış, ben de buraya yazıyorum. Yani bu yazı suyunun suyunun suyu 😀

Ölüm Bilinci, ölümün her an yanıbaşımızda olduğu bilinciyle hareket etmemizdir. Söylemesi pek tatlı da insan çabuk unutuyor bunu.

“Ne kadar seçeneğim varsa, o kadar özgürlüğüm var demektir” demiş seçenek yoksa özgürlük te yoktur. Şiirlerle ölüm bilincinin anlatıldığı kısımda Yahya Kemal BEYATLI’nın Sessiz Gemi şiiri hoşuma gitti. O heyecanla eşime okudum, sonra bir anda bir şiir okuma coşkusu doldu içime, “Divan Şiirinden Seçmeler” kitabını aldım, karıştırdım, sadece Fuzuli’den bir iki şiir okumaya çalıştım, anlamayınca bırakmak zorunda kaldım 🙂

Kitapta beni en ilgilendiren diğer kısımlar aşağıdaki satırlar:

“Hayatını anlamlı bulan veya bulmayan kişinin kendisidir. Anlamsız bulduğu zaman arayışa geçen de kendisidir. Savaşçı kendi değişiminin peşindedir. Başkalarını değiştirmek onun amacı içerisine girmez. Savaşçı, başkaları değişmek istiyorsa, ama gerçekten istiyorsa, onların değişimine katkıda bulunur. Bu kadar. Savaşçı yaşamının kendi seçtiği anlamı içinde, olabileceğinin en iyisi olmaya kendini adamıştır.Savaşçı bitmemiş işler taşımaz, sürekli işlerini bitirerek yaşamına devam eder. Savaşçı ait olmaya önem verir, ama ait olma tarafından kullanılmaya izin vermez.”

Ve her insanın kendi yaşamı içinde bir bütün olduğu, olduğu gibi kabul etmek gerektiği ile ilgili paragraf:

“”Her bir insan kendi yaşamı içinde nasıl bir anlam bütünü oluşturuyor” diye düşündüm. Karmaşık, çok boyutlu, girift, sürekli değişen bir anlam; ama olayı yaşayan kişi için “gerçek olan” o anlam. “Hayır, senin verdiğin anlam yanlış, benim anladığım şekilde anlayacaksın” demek “yerçekimi diye bir şey yok” demek kadar doğaya aykırı”

Bunun üstüne kelam edilmez. Vesselam.


Sayfalar:12