:::: MENU ::::
Kişisel

İSMAİL ARI YAZ BİLİM OKULU’nun Ardından…

İsmail Arı Bilgisayar Bilimleri ve Mühendisliği Bilimsel Eğitim Etkinliği 31 Temmuz – 4 Ağustos 2017 günleri arasında İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği binasının B4 sınıfında yaklaşık 100 kişinin katılımıyla gerçekleşti. Bu etkinlikte anlatılan sunular, edindiğim tecrübeler ve bazı kişisel görüşlerime yer vererek hem bu etkinliği düzenleyen değerli insanlara teşekkür etmek, hem de bu tarz etkinliklere katılıp/katılmama konusunda kararsız olan kişilere bir yol göstermek istiyorum.

İsmail ARI kimdir?

İsmail ARI, Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği doktora öğrencisi ve araştırma görevlisi iken 23 Aralık 2013 tarihinde hayata gözlerini yummuştur. Kısa ömründe bir çok başarıya imza atmış ve çevresi tarafından da çok sevilmiş bir karakterdir. 2010-2011 yıllarında Yüksek Lisans döneminde özellikle Matlab öğrenirken kendi internet sitesindeki içerikleri sürekli takip ettiğimden benim de bir ağabeyim, arkadaşım, hocam olmuştu. Vefat ettiği gün adını haberlerde okuduğumda bir tanıdığım vefat etmiş gibi üzülmüştüm. Arkasında kalan hocaları ve arkadaşları onun anısını bu şekilde yaşatmaya karar vermesiyle birlikte bu etkinliğe katılma arzum daha da artmıştı ve katılmam nasip oldu.

Teşekkür…
Tamamen gönüllü bir organizasyon yani bir sponsoru ve resmi bir destekçisi olmadan bu güzel etkinliği gerçekleştiren Lale AKARUN hocamız başta olmak üzere, özellikle organizasyonla ilgilenen ve ortalarda en çok görünen Abuzer YAKARYILMAZ, Arzucan ÖZGÜR ve Gönül AYCI’ya (başka kişilerde olabilir ben onları tanıyamadım) çok teşekkür ederim.

Etkinlik öncesi yayınlanan programda küçük değişiklikler yapılarak Perşembe günü öğleden sonrası boşaltılmış ve bir eğitimci yerine başka bir eğitimci gelmişti.

Etkinlik programı aşağıdaki şekilde işledi:

Yapay Sinir Ağları: Perceptron’dan Derin Öğrenmeye başlıklı eğitimi Zehra ÇATALTEPE verdi. YSA’dan Derin Öğrenme’ye geçişi gayet güzel bir şekilde anlattı. Hem akademisyen, hem de girişimci olarak (http://tazi.io/) hayatına devam eden Zehra hoca hem anlatımıyla hem de heyecanıyla konuyu özümsememi sağladı. Bu dersi dinlerken hem not almam gerektiğine kanaat getirdim, hem de bu etkinlikteki anlatımlarla ilgili bir kaç cümle yazarak insanlara faydalı olmak istedim. Ders sırasında pratik, kesin, basit ve faydalı o kadar çok bilgi verdi ki, dersin arasında hemen gidip bir defter alıp, ilk derste dinlediklerimi not aldım ve etkinlik boyunca da not almaya devam ettim.

Bu dersin ardına 4 Ağustos Cuma günü aldığımız Furkan KIRAÇ’ın Büyük Veri ve Bilgisayarla Görme Dersi verilseydi daha faydalı olurdu. Zira Furkan hocamda en basitten alarak, adım adım sürece bir ışık tuttu ve anlatımı gerçekten çok iyiydi. Bazı ana konuları biliyoruz varsayarak devam etti. Bildiği bir konuyu bilmeyenlere anlatmak her babayiğidin harcı değil lakin Furkan hocam bence bu işi en iyi yapanlardan birisidir. C++17 ve C++’ın Geleceği konusunda da tüm programlama dilleri sunularında olduğu gibi subjektif değerlendirmeler vardı. Fakat özellikle C++ 2011 sonrasında bir atağa geçmiş ve stabil/hızlı bir programlama dili olduğundan tercih edilebileceği vurgulandı.

Kamer KAYA, Büyük Veri için Veri Yapıları ve Algoritmalar eğitimini verdi. Başka bir etkinlikteki anlatıma ulaşabilirsiniz. Örnekleme nedir? Özetleme nedir? Akan veri için ne tip algoritmalar kullanılabilir? gibi sorulara cevaplar aldım. Belki temelimin olmayışı ve ders içeriğinin sunum ile işlenmeye uygun olmamasından dolayı biraz sıkıldım.

Daha sonra, Lale AKARUN hoca İşaret Dili ve İşmar Tanıma konusunu anlattı. Özellikle bilgisayarlı görmenin son 20 yılını özetledi. Hangi alanlar doldu, hangi alanlar hala çalışılabilir onlardan bahsetti. İşmar nedir? onu anlattı 🙂 {el, göz, kaş ya da başla yapılan ve bir şey anlatmaya çalışan işaret.} Ayrıca etkinlikteki sosyal kısımlara mutlaka katılmamızı tavsiye etti.

İlk günün sonunda Tanışma Çayı yapıldı. Yaklaşık 60-70 kişi kim olduklarını, hangi pozisyonda olduklarını, hangi konuyu çalıştıklarını kısaca özetledi. Bunun sonunda da ilgili konuda çalışan arkadaşlar birbirlerini belirlemiş oldu. Benim çalışma alanımla ilgili de çalışan bir arkadaşla tanışmış olduk, kendisi burada yazdığım yazılardan faydalandığını belirtti. Bu da beni bir kez daha burada yazı yazma konusunda iştahlandırmış oldu.

1 Ağustos Salı günü Kerem ALTUN’ın Optimal Kestirim: Kalman Filtresi ve Saklı Markov Modelleri anlatımıyla başladı. Temel istatistik ve olasılık bilgisi verdikten sonra, bağımlı/bağımsız değişken nedir?, markov zinciri, saklı markov modeli ve kalman filtresini anlattı.

Üç Boyutlu Bilgisayarlı Görmeye Giriş Yusuf Sinan AKGÜL sundu. Çok heyecanlı ve yaptığı işten keyif alan bir hali vardı. En temel optik bilgisinden başlayarak süreci anlattı. Homojen koordinat nedir? öğrenmemiz için hepimizden söz aldı, derse misafir katılan Tayfun AKGÜL hoca bile heyecanlanmış olacak ki bende öğreneceğim diye Bilimsel makale yazımı ve etiği söyleşisinde bu durumu bizlerle paylaştı. Tayfun AKGÜL ve Lale AKARUN hocalar önderliğinde genel etik değerler hakkında bir söyleşi yapıldı. Genel olarak kendi cümlelerinizle makale yazın, kötü konferanslara ve dergilere yayın göndermeyin, dürüst olun gibi tavsiyelerde bulundular.

Ali Taylan CEMGİL, İlişkisel Veri Analizi‘ni anlattı. Matrislerdeki veriyi nasıl yorumlamamız gerektiğini öğrendik.

2 Ağustos günü Mehmet GÖNEN, Kanser Biyolojisi için Yapay Öğrenme konusundan bahsetti. ABD’nin Kanser Araştırma Enstitüsü’nün yaptığı çalışmalar sonrası kendisine iş teklif etmesi en hoşuma giden kısımlardan birisi olmuştur. Zira genelde insanlar iş ister, oysa hocamıza iş kendisi gelmiştir. Buradan bir kez daha namerde muhtaç olmak için adam gibi çalışıp, kaliteli bir insan olursak inandığımız gibi yaşayabilmemiz hususunda daha özgür olacağımız ortaya çıkmaktadır.

Julia ve Knet ile Derin Öğrenmeye Giriş konusunu Deniz YÜRET anlattı. Julia dili üzerinde bir Derin Öğrenme kütüphanesi olan Knet geliştiricisi olan Deniz YÜRET, platformun kullanımını izah etti. Sektörde çok ve büyük rakipleri olan bu dil, umarım açık kaynak kodlu oluşunu avantaja çevirebilir. Benzer içeriğe buradan ulaşabilirsiniz.

Çarşamba gününün sonunda İnsanlar Öğrenen ve Kendini Geliştiren Robotlar konusunu Barış AKGÜN anlattı. Henüz yolun çok başında olan insandan öğrenme süreci çalışa yapılabilecek bakir bir alan olarak göze çarpmaktadır lakin çok sabır istemektedir.

Kadın akademisyenler ve sorunları başlıklı söyleşiye çağrılmamıza rağmen baş sorun erkekler ve kadınlara yönelik yaptıkları kadınlar tarafından beğenilmeyen hareket tartışılacağını önyargılı bir şekilde düşündüğümden katılmadım 🙂

Birkaç poster sunumu ve doktora konsorsiyumu yapıldı fakat dinleyemedim.

Mehmet Burak SAYICI, Bilkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği 1. sınıf öğrencisi olmasına rağmen Makine Öğrenmesi konusunda oldukça hevesli. Kendisi GTA oyunu içerisinde arabaların şeritleri takip ederek otomatik olarak gitmesi için yaptığı bir geliştirmeyi anlattı. Ayrıca kendisi Youtube üzerinden dili döndüğünce Makine Öğrenmesi dersleri anlatmaktadır.


Sanayide Bilgisayarlı Görme: Araştırmacı Kariyeri için Tavsiyeler konusunu sektörün içinden Ceyhun Burak AKGÜL anlattı. Vispera şirketinin çalışmalarını anlatarak, Türkiye’de bu işler olmaz ön yargısını yıkmak için çalıştıklarını anlattı.

4 Ağustos Cuma öğleden sonra Aydın ULAŞ Benzeşmezlik Tabanlı Örüntü Tanıma ve MR İmgelerinden Şizofreni Tanımaya Uygulanması konusunu anlattı. Kendi ifadesiyle şizofreni tanımanın zor olduğunu öğrendik. Ayrıca DDOS saldırı tespiti ve telekomünikasyon alanlarında çalıştığından onlardan da bahsetti.

Son olarak Kerem ALTUN, İnsan Robot Etkileşiminde Yapay Öğrenme konusunu anlatmak için geldiğinde, etkinliğin sonuna gelmenin rehavetiyle halkımız henüz tam toplanmamıştı. Abuzer YAKARYILMAZ hoca ile sınıfın kapısından giremeyen kitleye işte böyle bakıyorlardı:

Son olarak katılım belgesi ile yazımızı bitirelim:

Tüm emeği geçenlere teşekkür ederim.


Canım babam

ramazan-fadlullah-cinar

“Baba çok teşekkürler çok sevindim
Canım babam”

WhatsApp’tan gelen bu mesajı aldığımda içimde oluşan mutluluk tarif edilemezdi. Okuldan çıkmış eve doğru yönlenmişken ‘klasik eve bir şey lazım mı?’ arayışını yapmak üzere telefonuma baktığımda bu mesajı gördüm.

Canım oğlum…
Bu mesajı gördüğüm anda bir kez daha son dönem yaşam felsefem olan ‘dünya bir gündür o da bugündür’ ekseninde bana canım diyenlere gerekli canlığı yapmam gerektiğini algılayarak Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah(cc)’a verdiği tüm nimetler için bir kez daha şükrettim.


Anlamlı ve Coşkulu Bir Yaşam İçin Savaşçı – Doğan CÜCELOĞLU

anlamli-ve-coskulu-bir-yasam-icin-savasci-dogan-cuceloglu

Yaklaşık 15-20 yıl önceydi, bir ağabeyimin kitaplığında yan yana duran kitapları arasında ismi dikkat çekici olduğu için gözüme çarpmış, zihnime kazınmıştı. “Savaşçı“, Cüceloğlu yazıyordu. Meraklı bir insanımdır ama o kitabı okumak bugünlerde nasip oldu. Yine kitabın sırtından adını okudum sadece “Savaşçı”. Oysa kitabın tam adı “Anlamlı ve Coşkulu Bir Yaşam İçin Savaşçı” idi. Şok oldum çünkü yıllardır isminin bu olduğunu bilmiyordum. İkinci ergenlik dönemimi yaşadığım şu günlerde (bir yerlerde okudum veya duydum veya gördüm tam emin değilim ama insan 30’lu yaşların başında, biraz öncesinde veya biraz sonrasında ikinci bir ergenliğe girer demiş birileri) yeniden hayatın anlamını, anlamımı, kimliğimi, benliğimi sorguladığım şu günlerde okuyalım bakalım dediğim bir eser. Gerçi bu sorgulamanın farkında olan eski ve yeni hayat yoldaşlarımın ortak vurguladığı bir cümle var, “Fazla sorgulama motoru yakma 🙂 ” hem uzaklaşmak istediğim eski çevremin hem de yakınlaşmak istediğim veya çaresizlikten oraya doğru yol aldığım yeni çevrenin ortak mottosunun bu olması aslında çok da fazla uzağa gidemeyeceğimin bir göstergesiydi.

Yaklaşık 400 sayfalık bir yolculuğa çıkmıştık, Doğan Cüceloğlu, Arif Okurer ve ben. Onlar konuşuyordu İstanbul’un çeşitli parklarında, çay ocaklarında, kültür merkezlerinde, sokaklarında bende anlamlı ve coşkulu bir yaşam için bana ne verecek diye okuyordum. Bu süreç yaklaşık 1 ayı buldu, öyle hemen elime alıp bitirmek istemedim, gördükçe, gereksinim hissettikçe okudum. Bazı yerlerin altını çizdim, baktım çizmeye gerek yok, o kısımlar zaten vurgulanmış 🙂 Ama yine de çizdiğim yerler de oldu.

Ne kaldı bana.
İnsan hayatı birey olma ile ait olma arasında süren bir kavga. Savaşçı bu kavgada dengeyi tutturan birey. Kolay mı? Çok zor. İmkansız mı? Zaman alır 🙂 Jandarma / Komando marşına döndü yazı 😀

Kitap 1999 yılında çıkmış, zaten 1999 depremine atıfla bitiyor kitap. Ben Şubat 2004’te Remzi Kitabevi tarafından basılmış olan 16.basımı okudum. Yıl 2017 kaçıncı basımı çıktı, bilmiyorum. Araştırdım, 2016-10-10 tarihinde, 49. Baskısı çıkmış.

Kitap; Arayış, Uyanış, Niyet, Geleceği Yaratmak, Güç, Sorumluluk, Ölüm Bilinci, Değişim, Bitmemiş İşler, Savaşçı Olmak için, Devam Edelim başlıklarıyla 11 bölümde konuyu incelemiş.

“Her bir insanın öyküsünü bilebilmeyi isterdim” demiş, bende de bu düşünce çok uzun süredir var. Hatta cennete gidersem ve böyle bir istek hakkım olursa, bütün insanların hayatlarını braştan sona film gibi izlemek istiyorum diyeceğim. Nasıl olsa zaman bol, umarım gerçekleşir.

“Siz ne kadar değişirseniz, çevreniz o şiddette size direnecektir” demiş, yukarıda kısmen bahsettik. Etkiye tepki galiba.

“Özle ilişkili yaptığınız herşey anlamlı, heyecan verici gelir. Özden kopuk yaptığınız şeyler ise anlamsız ve sıkıcı gelir” demiş bazı yapmam gerektiği belirtilen şeyleri yapamamam bununla alakalı gibime geldi. Birde bir dönem anlamlı ve heyecanlı olan şeylerin bir dönem anlamsız ve sıkıcı olmasının sebebinin özümün değişmesiyle alakalı olduğunu belgelemiş oluyor.

“İnsanların yapılan önerilere eleştirel bakmadan uydukları her yerde trans vardır. Bu anlamda hipnotik ve uyanık durumlar arasında fark yoktur. Eğer bir kişi, başka birinin dediğini süreçlemeden, eleştirmeden olduğu gibi kabul edip yapıyorsa, orada trans vardır. Birinin dediğinden yeteri kadar etkilenerek onun dediğini yapmak hipnozun etkisi altında olmakla aynı şeydir.” (André Muller Weitzenhoffer) diyerek Savaşçı’nın trans halinde olmadığını yaptığı her hareketi bilinçli olarak yaptığını belirtmektedir.

yunus-emre

Gerçek dindarın çıkar bilinci ile hareket etmediği belirtilerek Yunus Emre’nin

“Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni”

dörtlüğü verilmiştir. Bu durum aslında muttakinin yani gerçek takva sahibinin durumunu belirtmektedir. “Muttaki gelene sevinmez, gidene üzülmez.” bunu ilk okuduğumdam beri hala anlayabilmiş değilim, insan nasıl gelene sevinmez, nasıl gidene üzülmez. İşte bunu anlayamadığım için gerçek manada bir muttaki, kitaptaki tarifle bir savaşçı olamıyorum.

“Savaşçı içten değilse hiçbir zaman savaşçı olamaz” diyerek ihlasla amele vurgu yapılmaktadır. Savaşçının egosuyla/nesnel beniyle yani nefsiyle savaştığını belirtilmiştir. En büyük cihadın nefisle cihad olduğu hem Kur’an-ı Kerim’de hem de Peygamber Efendimiz(sav)’in hadislerinde bize ulaşmıştır. Bundan önce okuduğum bazı kitaplardaki nefisle mücadele süreci, savaşçının değişim/dönüşüm süreciyle büyük benzerlik göstermektedir. Burada farklı olan savaşçının bunu ilahi bir emir olduğundan değil de kendi kendine gözleye gözleye bilinçli bir şekilde yapmasıdır. Zaten müslüman bir bireyde sırf emredildiği için ben nefsimle mücadele ediyorum ve ilerleme katediyorum diyemez zira bu iş bilinçle olur.

“Savaşçı ortama getirdiği bilincin derecesinden yüzde yüz sorumluluk almasını bilir. Niyetinin saflığı içinde kendini yüzde yüz ilgilendiği konuya verir. İlgilenmiyorsa, ‘mış gibi’ ilgilenmez. Dürüsttür.” demiş kıvırmak yok, sorumluluk alır, Evet demesi de anlamlıdır, Hayır demesi de anlamlıdır. Kendisi olmayan insanın etkileme gücü de yoktur.

“Ölümün avcılık yaptığı bir dünyada, kuşku ve pişmanlık için zaman yok. Ancak kararlar için zaman var.” (don Juan) Don Juan kitaptaki öğretilen esas sahibi, bir Kızılderili bilge kişi. Carlos Castaneda, Don Juan’ın öğretileriyle ilgili 8 kitap yazmış. Doğan Cüceloğlu bu kitaplardan edindiği tecrübeyi Savaşçı’da anlatmış, ben de buraya yazıyorum. Yani bu yazı suyunun suyunun suyu 😀

Ölüm Bilinci, ölümün her an yanıbaşımızda olduğu bilinciyle hareket etmemizdir. Söylemesi pek tatlı da insan çabuk unutuyor bunu.

“Ne kadar seçeneğim varsa, o kadar özgürlüğüm var demektir” demiş seçenek yoksa özgürlük te yoktur. Şiirlerle ölüm bilincinin anlatıldığı kısımda Yahya Kemal BEYATLI’nın Sessiz Gemi şiiri hoşuma gitti. O heyecanla eşime okudum, sonra bir anda bir şiir okuma coşkusu doldu içime, “Divan Şiirinden Seçmeler” kitabını aldım, karıştırdım, sadece Fuzuli’den bir iki şiir okumaya çalıştım, anlamayınca bırakmak zorunda kaldım 🙂

Kitapta beni en ilgilendiren diğer kısımlar aşağıdaki satırlar:

“Hayatını anlamlı bulan veya bulmayan kişinin kendisidir. Anlamsız bulduğu zaman arayışa geçen de kendisidir. Savaşçı kendi değişiminin peşindedir. Başkalarını değiştirmek onun amacı içerisine girmez. Savaşçı, başkaları değişmek istiyorsa, ama gerçekten istiyorsa, onların değişimine katkıda bulunur. Bu kadar. Savaşçı yaşamının kendi seçtiği anlamı içinde, olabileceğinin en iyisi olmaya kendini adamıştır.Savaşçı bitmemiş işler taşımaz, sürekli işlerini bitirerek yaşamına devam eder. Savaşçı ait olmaya önem verir, ama ait olma tarafından kullanılmaya izin vermez.”

Ve her insanın kendi yaşamı içinde bir bütün olduğu, olduğu gibi kabul etmek gerektiği ile ilgili paragraf:

“”Her bir insan kendi yaşamı içinde nasıl bir anlam bütünü oluşturuyor” diye düşündüm. Karmaşık, çok boyutlu, girift, sürekli değişen bir anlam; ama olayı yaşayan kişi için “gerçek olan” o anlam. “Hayır, senin verdiğin anlam yanlış, benim anladığım şekilde anlayacaksın” demek “yerçekimi diye bir şey yok” demek kadar doğaya aykırı”

Bunun üstüne kelam edilmez. Vesselam.


SESSİZ GEMİ – Yahya Kemal BEYATLI

SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

Yahya Kemal BEYATLI


Sayfalar:12345678...14