:::: MENU ::::
parasever

Devlet – Platon

Uzun süredir varlığından haberdar olduğum fakat bir türlü okuyamadığım, hatta iyi bir çevirisini okumam gerektiğini düşündüğüm Devlet(Politeia)’i sonunda bitirdim.

Platon, Sokrates’in öğrencisi ve onu konuşturmuş kitapta. Yıllar önce tartışma üslubumdan dolayı bir ağabeyim tarafından Sokrates’e benzetildiğim de duyduğum bu ismi o anda sevmiştim. Tek bir görüşünü bilmeden, tek bir fikrini tahlil etmeden. Çünkü biri bana benzetmişti, hem de kötü bir benzetme olarak 🙂

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın 33.baskısını okudum. Hasan Ali Yücel klasikler dizisi içerisinde yer alan bu eseri Sabahattin Eyüboğlu ve Mehmet Ali Cimcoz çevirmiş. Hem de ne çeviri, girişte kendilerini eleştirerek başlamışlar. En güzel çevirinin bile aslını veremeyeceğini peşinen kabul etmişler ve hassasiyetlerini anlatmışlar ve eklemişler, çevirenlerin gözüyle okuyorsunuz, yani bizim filtremizden geçeni veriyoruz size, art niyetli değil belki ama ufak tefek anlam kaymaları da olabilir uyarılarını yapmışlar. Teşekkür ediyorum kendilerine.

Devlet, Sokrates ve Platon’un kendilerinin de kabul ettiği üzere yeryüzünde kurulamayacak ütopik devletlerini anlatıyor. Adım adım, kabul ettire ettire. Doğruluk nedir? Eğrilik nedir? sorularıyla başlayan süreç, soluksuz yaklaşık 400 sayfa devam ediyor.

Sokrates görüşlerini karşıdaki kişiyle yaptığı diyalog sürecinde kabul ettirmeye çalıştığı için, karşıt görüşlüyü adım adım köşeye sıkıştırma felsefesiyle hareket ediyor. Bunu zorla yapmıyor, ikna ederek yapıyor. Mantıklı deliller sunuyor ve gelen cevaplar doğrultusunda süreci yürütüyor.

Eğriliğin övülmesi ve eğrilerin daha mutlu olduğu görüşlerinin sunulması üzerine Sokrates dayanamaz tartışma sürecini başlatır. Doğruluğu tanımlar ve doğru toplumu inşa etmeye başlar. Bu süreçte kurulan devletin bir yöneticiler grubu -ki bunlar filozoftur-, bir de koruyucular grubu vardır -ki bunlar özel seçilmiş erkek ve kadınlardan oluşmuş, hem bedeni hem de ruhi eğitimleri çocuklarından beri yöneticiler tarafından organize edilmiş pak bir ekip olarak hayal ediliyor-. Eğitim süreci aşırı kontrollü, müthiş sansürcü olarak eleştirilebilir, fakat eğriliğin kapıdan içeri bakmasına bile müsaade edilmemesinin başka bir yolu olmadığı da adım adım kabul ettiriliyor.

İki kanun koyuyor.
1-Tanrıdan yalnız mutluluk gelir.
2-Tanrılar aldatmaz.

1.kanun, “Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.” (Nisa Suresi, 79.ayet) ile birebir benzerdir.
2.kanun ise “Allah, O’ndan başka tapılacak yoktur, ancak O vardır. Andolsun O, sizi olacağında şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?” (Nisa Suresi, 87.ayet) ile benzerdir.

Kitabın genelinde İslam’a aykırı olan bazı görüşler olsa da yukarıdakine benzer şekilde pek çok görüş ayet ve hadislerle uyumludur.

Bu devlette herkesin bir işi var. Herkes uzman olduğu işi yapmaktadır. Temeli doğruluk olan bu devleti tek bir kişi de yönetebilir bir mecliste. Önemli olan bu ikisinden de doğruluk harici bir görüş ortaya çıkmayacağı için bir sorun olmayacağı. Bu çerçevede en iyi yönetim biçimi olarak monarşi gösterilmiştir. Yönetim biçimlerini insanlara benzeterek iyi ve kötü yanları hem şahsi hem de devletsel boyutta tartışılmıştır.

Katılmadığım ve Sokrates’in de anlatırken en çok zorlandığını kabul ettiği kısım: Koruyucuların kadın, çocuk, mal ve mülk sahibi olmamaları, fakat bunların hepsine grup olarak ortak sahip olmaları gerektiğini düşündüğü kısım. Kendine göre bir mantık örgüsüyle bencilliği ortadan kaldırıp, sadece vatan için çalışacak bir koruyucu grup hayali akla yatkın gibi fakat epeyce ütopik 🙂

Filozofları, daha doğrusu düzgün filozofları en üstün insan olarak gören Sokrates, devleti onların yönetmesi gerektiğini sık sık vurguluyor. Bunu halka karşı bir görev olarak yapacaklarını, bu makamdan bir çıkar elde etmeyeceklerini çünkü filozofların aşağılık dünyevi zevklere önem vermediğini izah etmektedir.

Mağara örneği ile neyi biliyorsak sorgulattıran Sokrates, alçak-orta-yüksek seviyeli bir dünyada alçaktan ortaya çıkanın yükseldiğini, ortadan alçağa inenin ise alçaldığını zannettiğini oysa ki bunların yükseği hiç bilmediğini vurgulayarak üstünlüğün bilgi sever olmakta gizli olduğunu, şöhret sever ve para sever olmamak gerektiğini anlatıyor.

İdeal devleti aristokrasi olarak belirten Sokrates, 4 bozuk devlet düzeni ve bunlardaki yönetici ve insan modellerini tartışıyor.

Timokrasi, Oligarşi, Demokrasi, Zorbalık…
En iyiden en kötüye gidişte, demokrasinin zorbalıktan önceki en kötü 4.yönetim biçimi olması çok ilginç değil mi?

İsteklerin özü ve çeşitlerini incelerken, 3 kısım olduğunu belirtip:
1-iyiliği emreden kısım
2-öfkeyi emreden kısım
3-şehveti emreden kısım

Bu üçü arasındaki dengenin yaşam sürecindeki imtihanımız olduğu, doğruluk ve eğriliğin bu dengeye bağlı olduğunu anlatılıyor.

Bitirirken yoktan var etme, yapma ve benzetme üzerinde tartışmalar yapılıp, Tanrının insan hayatlarını nasıl adil dağıttığı görselleştirilerek anlatılmış.

Binlerce yıl öncesinde yazılmış bir kitaptaki çok doğru tespitleri hala öğrenememiş insanlar olarak bir an önce bu bilgi birikimlerinin üstüne yapacağımız eklemelerle daha parlak süreçlere adım atmalıyız.