:::: MENU ::::
ergenlik dönemi

Anlamlı ve Coşkulu Bir Yaşam İçin Savaşçı – Doğan CÜCELOĞLU

anlamli-ve-coskulu-bir-yasam-icin-savasci-dogan-cuceloglu

Yaklaşık 15-20 yıl önceydi, bir ağabeyimin kitaplığında yan yana duran kitapları arasında ismi dikkat çekici olduğu için gözüme çarpmış, zihnime kazınmıştı. “Savaşçı“, Cüceloğlu yazıyordu. Meraklı bir insanımdır ama o kitabı okumak bugünlerde nasip oldu. Yine kitabın sırtından adını okudum sadece “Savaşçı”. Oysa kitabın tam adı “Anlamlı ve Coşkulu Bir Yaşam İçin Savaşçı” idi. Şok oldum çünkü yıllardır isminin bu olduğunu bilmiyordum. İkinci ergenlik dönemimi yaşadığım şu günlerde (bir yerlerde okudum veya duydum veya gördüm tam emin değilim ama insan 30’lu yaşların başında, biraz öncesinde veya biraz sonrasında ikinci bir ergenliğe girer demiş birileri) yeniden hayatın anlamını, anlamımı, kimliğimi, benliğimi sorguladığım şu günlerde okuyalım bakalım dediğim bir eser. Gerçi bu sorgulamanın farkında olan eski ve yeni hayat yoldaşlarımın ortak vurguladığı bir cümle var, “Fazla sorgulama motoru yakma 🙂 ” hem uzaklaşmak istediğim eski çevremin hem de yakınlaşmak istediğim veya çaresizlikten oraya doğru yol aldığım yeni çevrenin ortak mottosunun bu olması aslında çok da fazla uzağa gidemeyeceğimin bir göstergesiydi.

Yaklaşık 400 sayfalık bir yolculuğa çıkmıştık, Doğan Cüceloğlu, Arif Okurer ve ben. Onlar konuşuyordu İstanbul’un çeşitli parklarında, çay ocaklarında, kültür merkezlerinde, sokaklarında bende anlamlı ve coşkulu bir yaşam için bana ne verecek diye okuyordum. Bu süreç yaklaşık 1 ayı buldu, öyle hemen elime alıp bitirmek istemedim, gördükçe, gereksinim hissettikçe okudum. Bazı yerlerin altını çizdim, baktım çizmeye gerek yok, o kısımlar zaten vurgulanmış 🙂 Ama yine de çizdiğim yerler de oldu.

Ne kaldı bana.
İnsan hayatı birey olma ile ait olma arasında süren bir kavga. Savaşçı bu kavgada dengeyi tutturan birey. Kolay mı? Çok zor. İmkansız mı? Zaman alır 🙂 Jandarma / Komando marşına döndü yazı 😀

Kitap 1999 yılında çıkmış, zaten 1999 depremine atıfla bitiyor kitap. Ben Şubat 2004’te Remzi Kitabevi tarafından basılmış olan 16.basımı okudum. Yıl 2017 kaçıncı basımı çıktı, bilmiyorum. Araştırdım, 2016-10-10 tarihinde, 49. Baskısı çıkmış.

Kitap; Arayış, Uyanış, Niyet, Geleceği Yaratmak, Güç, Sorumluluk, Ölüm Bilinci, Değişim, Bitmemiş İşler, Savaşçı Olmak için, Devam Edelim başlıklarıyla 11 bölümde konuyu incelemiş.

“Her bir insanın öyküsünü bilebilmeyi isterdim” demiş, bende de bu düşünce çok uzun süredir var. Hatta cennete gidersem ve böyle bir istek hakkım olursa, bütün insanların hayatlarını braştan sona film gibi izlemek istiyorum diyeceğim. Nasıl olsa zaman bol, umarım gerçekleşir.

“Siz ne kadar değişirseniz, çevreniz o şiddette size direnecektir” demiş, yukarıda kısmen bahsettik. Etkiye tepki galiba.

“Özle ilişkili yaptığınız herşey anlamlı, heyecan verici gelir. Özden kopuk yaptığınız şeyler ise anlamsız ve sıkıcı gelir” demiş bazı yapmam gerektiği belirtilen şeyleri yapamamam bununla alakalı gibime geldi. Birde bir dönem anlamlı ve heyecanlı olan şeylerin bir dönem anlamsız ve sıkıcı olmasının sebebinin özümün değişmesiyle alakalı olduğunu belgelemiş oluyor.

“İnsanların yapılan önerilere eleştirel bakmadan uydukları her yerde trans vardır. Bu anlamda hipnotik ve uyanık durumlar arasında fark yoktur. Eğer bir kişi, başka birinin dediğini süreçlemeden, eleştirmeden olduğu gibi kabul edip yapıyorsa, orada trans vardır. Birinin dediğinden yeteri kadar etkilenerek onun dediğini yapmak hipnozun etkisi altında olmakla aynı şeydir.” (André Muller Weitzenhoffer) diyerek Savaşçı’nın trans halinde olmadığını yaptığı her hareketi bilinçli olarak yaptığını belirtmektedir.

yunus-emre

Gerçek dindarın çıkar bilinci ile hareket etmediği belirtilerek Yunus Emre’nin

“Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni”

dörtlüğü verilmiştir. Bu durum aslında muttakinin yani gerçek takva sahibinin durumunu belirtmektedir. “Muttaki gelene sevinmez, gidene üzülmez.” bunu ilk okuduğumdam beri hala anlayabilmiş değilim, insan nasıl gelene sevinmez, nasıl gidene üzülmez. İşte bunu anlayamadığım için gerçek manada bir muttaki, kitaptaki tarifle bir savaşçı olamıyorum.

“Savaşçı içten değilse hiçbir zaman savaşçı olamaz” diyerek ihlasla amele vurgu yapılmaktadır. Savaşçının egosuyla/nesnel beniyle yani nefsiyle savaştığını belirtilmiştir. En büyük cihadın nefisle cihad olduğu hem Kur’an-ı Kerim’de hem de Peygamber Efendimiz(sav)’in hadislerinde bize ulaşmıştır. Bundan önce okuduğum bazı kitaplardaki nefisle mücadele süreci, savaşçının değişim/dönüşüm süreciyle büyük benzerlik göstermektedir. Burada farklı olan savaşçının bunu ilahi bir emir olduğundan değil de kendi kendine gözleye gözleye bilinçli bir şekilde yapmasıdır. Zaten müslüman bir bireyde sırf emredildiği için ben nefsimle mücadele ediyorum ve ilerleme katediyorum diyemez zira bu iş bilinçle olur.

“Savaşçı ortama getirdiği bilincin derecesinden yüzde yüz sorumluluk almasını bilir. Niyetinin saflığı içinde kendini yüzde yüz ilgilendiği konuya verir. İlgilenmiyorsa, ‘mış gibi’ ilgilenmez. Dürüsttür.” demiş kıvırmak yok, sorumluluk alır, Evet demesi de anlamlıdır, Hayır demesi de anlamlıdır. Kendisi olmayan insanın etkileme gücü de yoktur.

“Ölümün avcılık yaptığı bir dünyada, kuşku ve pişmanlık için zaman yok. Ancak kararlar için zaman var.” (don Juan) Don Juan kitaptaki öğretilen esas sahibi, bir Kızılderili bilge kişi. Carlos Castaneda, Don Juan’ın öğretileriyle ilgili 8 kitap yazmış. Doğan Cüceloğlu bu kitaplardan edindiği tecrübeyi Savaşçı’da anlatmış, ben de buraya yazıyorum. Yani bu yazı suyunun suyunun suyu 😀

Ölüm Bilinci, ölümün her an yanıbaşımızda olduğu bilinciyle hareket etmemizdir. Söylemesi pek tatlı da insan çabuk unutuyor bunu.

“Ne kadar seçeneğim varsa, o kadar özgürlüğüm var demektir” demiş seçenek yoksa özgürlük te yoktur. Şiirlerle ölüm bilincinin anlatıldığı kısımda Yahya Kemal BEYATLI’nın Sessiz Gemi şiiri hoşuma gitti. O heyecanla eşime okudum, sonra bir anda bir şiir okuma coşkusu doldu içime, “Divan Şiirinden Seçmeler” kitabını aldım, karıştırdım, sadece Fuzuli’den bir iki şiir okumaya çalıştım, anlamayınca bırakmak zorunda kaldım 🙂

Kitapta beni en ilgilendiren diğer kısımlar aşağıdaki satırlar:

“Hayatını anlamlı bulan veya bulmayan kişinin kendisidir. Anlamsız bulduğu zaman arayışa geçen de kendisidir. Savaşçı kendi değişiminin peşindedir. Başkalarını değiştirmek onun amacı içerisine girmez. Savaşçı, başkaları değişmek istiyorsa, ama gerçekten istiyorsa, onların değişimine katkıda bulunur. Bu kadar. Savaşçı yaşamının kendi seçtiği anlamı içinde, olabileceğinin en iyisi olmaya kendini adamıştır.Savaşçı bitmemiş işler taşımaz, sürekli işlerini bitirerek yaşamına devam eder. Savaşçı ait olmaya önem verir, ama ait olma tarafından kullanılmaya izin vermez.”

Ve her insanın kendi yaşamı içinde bir bütün olduğu, olduğu gibi kabul etmek gerektiği ile ilgili paragraf:

“”Her bir insan kendi yaşamı içinde nasıl bir anlam bütünü oluşturuyor” diye düşündüm. Karmaşık, çok boyutlu, girift, sürekli değişen bir anlam; ama olayı yaşayan kişi için “gerçek olan” o anlam. “Hayır, senin verdiğin anlam yanlış, benim anladığım şekilde anlayacaksın” demek “yerçekimi diye bir şey yok” demek kadar doğaya aykırı”

Bunun üstüne kelam edilmez. Vesselam.